Faik Alkan yazdı..


SALAH'IN GERÇEK İSMİ

İsim meselesinden “kültür savaşı” çıkarmak üzereyiz!

Trabzonspor’a gelen Mısırlı yıldızın adı nasıl yazılmalı, nasıl söylenmeli?

Mohamed Salah mı?

Muhammed Salah mı?

Yoksa İngiltere’de yıllardır söylendiği gibi “Mo Salah” mı?

Salih Tuna köşesinde “Mo değil Muhammed” diye yazdı.

İngilizlerin Mohammed adını “Mo” diye kısaltmasını kendi dilleri bakımından anlaşılır buluyor ama Türkiye’de aynı kullanımın sürdürülmesine karşı çıkıyor. Ömer yerine “Omar”, Yusuf yerine “Youssef”, Muhammed yerine “Mo” demeyi kültürel özgüven kaybı, hatta “zihinsel sömürgecilik” belirtisi sayıyor…

İtirazın üzerinde düşünmeye değer tarafı var: Türkçe konuşurken neden İngilizcenin kısaltmasını kullanalım? Tamam.

Fakat meseleye adbilim, yani onomastik açısından bakınca önümüze küçük problem çıkıyor: Mehmet.

BİR İSMİN SOY AĞACI

“Muhammed” adı nereden geliyor? Onomastik, yani adbilim açısından baktığınızda karşınıza önce Arapçanın üç harfli kök sistemi çıkıyor: H-M-D… ح م د

Övmek, övgüde bulunmak, hamdetmek…

Bizim dilimizde hâlâ yaşayan "hamd" kelimesi de aynı kökten.

Üstelik “Muhammed” yalnız değil. Aynı kökten geniş bir isim ailesi doğdu:

Hâmid: Öven.
Mahmud: Övülmüş.
Ahmed: Daha çok övülen, övgüye daha layık olan.
Muhammed: Çokça, tekrar tekrar övülen.

Yani Ahmed, Mahmud, Hâmid ve Muhammed aynı dil ağacının farklı dalları.

Daha ilginci şu:

“Muhammed” adı Hz. Muhammed ile birlikte ortaya çıkmış bir kelime / isim değil. İslam öncesi Arabistan'da son derece seyrek de olsa kullanıldığına ilişkin epigrafik ve soykütüksel veriler bulunuyor.

Adın erken Arap şecerelerinde dikkat çekici ölçüde nadir olduğunu, ancak İslam öncesi izlerinin bulunduğunu gösteriyor.

Asıl büyük kırılma İslam'la yaşanıyor.

Bir zamanlar Arap yarımadasında seyrek kullanılan bir kişi adı, Hz. Muhammed'den sonra bir medeniyetin en güçlü isimlerinden birine dönüşüyor. İslam farklı coğrafyalara yayıldıkça isim de yolculuğa çıkıyor.

Arapçada Muhammad…

Ayasofya Camii yeni görünümüne kavuştu!
Ayasofya Camii yeni görünümüne kavuştu!
İçeriği Görüntüle

Farklı coğrafyalarda Mohammed, Mohamed, Mohammad, Muhammet, Mehemmed, Mehmed, Mehmet, Memet…

Türkçe metinler üzerine yapılan çalışmalar da Muhammed adının yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda Muhammet, Mehemmed, Memmed, Mehmed, Mehmet, Memet gibi çeşitli fonetik biçimlere girdiğini gösteriyor. Demek ki karşımızda yalnızca bir isim yok.

Bir kökten doğup dinlerle, imparatorluklarla, alfabelerle ve dillerle birlikte yol alan yaklaşık bin dört yüz yıllık bir ad var.

Ve bu soy ağacının Türkiye'deki en şaşırtıcı dallarından birinin adı: Mehmet.


MUHAMMED NASIL MEHMET OLDU

Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın taşıdığı “Mehmet” adı nereden geliyor? Arapçadaki Muhammed adından.

Üstelik aradaki ilişki uzaktan akrabalık değil. Dilbilim çalışmalarında dönüşüm kabaca şöyle gösteriliyor:

Muhammed... Mehemmed... Mehmed... Mehmet / Memet...

Akademik araştırmalar “Muhammed” adının Mehemmed, Mehmed / Mehmet, Memet ve hatta Memo biçimleriyle Türkçede yerlileştiği belirtiliyor.

Demek ki Türkler, “Muhammed” adını on dört asır boyunca cam fanus içinde saklamadı. Kendi dilinin ağzına, sesine, ritmine uydurdu.

Fatih Sultan Mehmed diyoruz. “Fatih Sultan Muhammed” demiyoruz.

II. Mehmed… IV. Mehmed… V. Mehmed Reşad…

Birinin çıkıp bugün, “Mehmet demeyin, aslı Muhammed'dir” demesi bize ne kadar tuhaf gelirse, başka dillerde ortaya çıkan her değişik biçimi doğrudan kültürel teslimiyet olarak görmek de o kadar tartışmalıdır. Diller yalnız kelimeleri değil, isimleri de yerlileştirir…

İSİMLERİN DE GÖÇÜ VAR

Onomastik bize basit bir gerçeği gösteriyor:

İsimlerin de tarihi vardır.

İsimler insanlar gibi sınır geçer.

Din değiştirir demiyorum; ses değiştirir.

Başka bir coğrafyaya gider, başka bir alfabenin içine girer, başka bir dilin ses yapısıyla karşılaşır.

Arapçadaki Muhammad, Türkiye’de Muhammed ve Muhammet olduğu gibi Mehmet'e kadar uzandı…

İran ve Azerbaycan coğrafyasında başka seslere büründü.


Avrupa dillerinde Muhammad, Mohammed, Mohamed, Mohammad gibi farklı Latin harfli yazımları ortaya çıktı.

Batı Afrika’da aynı ad bambaşka biçimler kazandı.

Yani değişmeyen anlamın etrafında, sürekli değişen bir ses coğrafyası oluştu.

Bir ismin başka bir dilde farklı söylenmesi tek başına kültürel sömürgecilik değildir.

Sömürgecilikten söz edebilmek için, o değişikliğin kişiye ya da topluma dışarıdan dayatılması, kendi adlandırma biçiminin değersizleştirilmesi gerekir.

Oysa diller, yabancı isimleri kendi ses yapısına uydurarak yüzyıllardır değiştiriyor. Muhammed’in Mehmet’e dönüşmesi bunun en yakın örneği.

Bu nedenle her fonetik değişimin arkasında siyasi niyet aramak, dil tarihini kültür savaşına çevirmek olur.


MO”YA KIZIYORUZ, “MEMO”YA NE DİYECEĞİZ
Şimdi tartışmayı biraz daha zorlaştıralım.

“Mo”, İngilizcede “Mohamed/Mohammed” adının gündelik kısaltması.

Peki “Memo” nedir?

Muhammed’den Mehemmed’e, Mehmed’den Mehmet’e uzanan Türkçe yolculuğun sonunda ortaya çıkan samimi bir sesleniş: Mehmet... Memet... Memo...

İngiliz, Mohamed’e “Mo” diyor.

Türk, Mehmet’e “Memo” diyor.

Elbette ikisinin dilbilimsel oluşumu birebir aynı değil. “Mo” doğrudan bir kısaltma; “Memo” ise Türkçede yüzyıllar içinde değişmiş Mehmet adından doğan bir lakap, bir sevgi ve yakınlık biçimi…

Ama ikisinin gösterdiği ortak gerçek önemli: Diller isimleri yalnızca telaffuz etmez; onları kendi gündelik hayatlarına da uydurur. William’ın “Will”, Robert’ın “Rob” olması gibi Mohamed’in “Mo” olması İngilizcenin isim kültürünün parçası. Bizde de İbrahim’in “İbo” olması aynı gündelik dil refleksinin başka örnekleri…

Nitekim Liverpool Kulübü yıllarca futbolcusunun resmi adını Mohamed Salah, gündelik kullanımda ise Mo Salah diye kullandı. Bu yüzden yalnızca “Mo” denilmesinden hareketle İslam karşıtlığı sonucuna varmak zor.

Fakat Salih Tuna’nın sorusu yine de yerinde: Biz Türkiye’de neden Mo diyelim?

Demek zorunda değiliz.

Muhammed Salah diyebiliriz.

Hatta Türkçenin kendi ses dünyasından hareketle bunu tercih etmek son derece anlaşılır. Ancak o zaman tartışmanın ölçüsünü doğru koymak gerekiyor:

“Mo” demek kültürel sömürgecilik midir, yoksa İngilizcenin “Memo”su mudur?

Asıl tartışılması gereken yer tam burası.

ÖMER, “OMAR” OLUNCA


Salih Tuna'nın “Ömer neden Omar, Yusuf neden Youssef oluyor” itirazı da ilk bakışta çok güçlü. Ama tersini düşünelim:

Biz Shakespeare'in William adını neden “Vilyım” diye yazmıyoruz? Charles de Gaulle'ün Charles'ını neden “Şarl” yapmıyoruz?

Ya da yabancı bir ülkede yaşayan Mehmet adlı Türk futbolcuya, isminin tarihsel kökü Muhammed diye “Muhammad” denilmesini ister miyiz? Büyük ihtimalle istemeyiz. Çünkü özel ad yalnızca etimolojiden oluşmaz.

Ad aynı zamanda kişinin kimliğidir. Kökeni Muhammed olabilir ama kişinin adı Mehmet'tir.

Mohamed Salah meselesinde de bu ayrımı unutmamak gerekiyor.

ASIL KÜLTÜREL ÖZGÜVEN

Bana kalırsa kültürel özgüven başka bir noktada başlıyor:

Batı ne diyorsa onu düşünmeden tekrarlamamak kuşkusuz önemli. Ama Batı ne yapıyorsa tersini yapmayı da bağımsız düşünce sanmamak gerekiyor.

İngiliz “Mo” dedi diye bizim de “Mo” dememiz şart değil.

Fakat İngiliz “Mo” dedi diye bunun arkasında mutlaka İslam düşmanlığı aramak da gerekmiyor. Dillerin isimleri dönüştürmesi insanlık tarihi kadar eski.

Bu tartışmada Türkçenin önümüzde duran koskoca bir tanığı var: Mehmet / Memo..

Muhammed adını kendi sesine göre değiştirmiş, yüzyıllarca kullanmış, üzerine padişahlar, şairler, askerler, milyonlarca insan kaydetmiş bir dilin çocuklarıyız. Hatta sıradan Türk askerine dünyada verilen ad bile buradan çıktı: Mehmetçik.

Öyleyse “Muhammed'i Mo yapamazsınız” derken biraz dikkatli konuşmak gerekiyor. Çünkü tarih hemen arkamızdan şu soruyu sorabilir: Muhammed'i Mehmet yapanlara, Memo yapanlara ne diyeceksiniz?

Kaynak: Vakit61