Bu açıklamalar çok konuşulacak

Adalet ve Kalkınma Partisi MKYK (Merkez Karar ve Yönetim Kurulu) üyesi ve Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı olarak görev yapan yazar ve aktivist Zeynep Alkış fon krizi ile ilgili Vakit61.com'a açıklamalar yaptı..


HİKAYENİN SONUNDA "MÜFLİS" OLMAK İSTEMİYORUM

AK Parti camiasında önemli görevlerde bulunan Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesine hakim Siirt doğumlu yazar aktivist siyasetçi Zeynep Alkış fon krizine yönelik Vakit61.com'a çok çarpıcı açıklamalarda bulundu..


"Bir siyasi hareketin en ağır krizi, kendi kuruluş cümlelerinin yıllar sonra kendisine yöneltilen sorulara dönüşmesidir" diyen Alkış'tan işte o çarpıcı değerlendirmeler;

MESELE SADECE PARA DEĞİL!

"Fon krizi etrafında yaşananları böyle okuyorum. Mesele yalnızca para, hisse ve kazanç değil. Yirmi beş yıl önce adalete inanan insanların bugün hangi söze güveneceğidir.

Soruşturmalar sürüyor; iddialarla kesinleşmiş hukuki hükümleri birbirine karıştırmadan konuşmalıyız. AK Parti yönetimi de olayların araştırılacağını, yanlışların karşısında durulacağını açıkladı. Ancak siyasi sorumluluk, mahkeme kararını beklemekten ibaret değildir. Vatandaş, kendisinden istenen sabır ile yönetenlerin sahip olduğu imkânlar arasındaki mesafenin açıklanmasını da bekler.

Savaşların gölgesindeki Irak’ta artık huzur olsun
Savaşların gölgesindeki Irak’ta artık huzur olsun
İçeriği Görüntüle

EN SONUNDA HERŞEYE MÜSAİT OLDUK

Uzun zamandır söylediğim o acı cümleyi yeniden hatırlıyorum:

Önce mücahit olduk.

Sonra müteahhit olduk.

En sonunda her şeye müsait olduk.

Burada hiçbir mesleği mahkûm etmiyorum. Helalinden kazanmak elbette değerlidir. Sorguladığım, siyasi nüfuzun ekonomik ayrıcalığa çevrilmesi; bir davaya verilen emeğin kişisel kazanç için gerekçe yapılmasıdır.

“Müsait” olmak, dün yanlış dediğimize bugün susmakla başlar. Başkasında kınadığımızı kendi çevremizde mazur görmekle, “O da yaptı” diyerek sorumluluktan kaçmakla ilerler.

Sonra müstafi oluruz, müsadereyi konuşuruz. Bütün bu kelimelerin arasında Müslümanlığın bizden istediği ahlaki sorumluluğu erteleriz.

Oysa iman, her kapıyı açan bir anahtar değildir. Bazen en çok istediğimiz kapının önünde durup “Buradan giremezsin” der. Haksız kazancın, kayırmacılığın, kul hakkının kapısını kapatır.

Bugün ihtiyacımız olan, Müslümanlığımızı yeniden ciddiye almaktır. Başkasının imanına hükmetmeden kendi hayatımızdaki adaletsizlikle yüzleşmek, ibadetimizle muamelemiz arasındaki mesafeyi kapatmaktır.


YOLUN SONUNDAKİ EN AĞIR KELİME

Çünkü bu yolun sonundaki en ağır kelime “müflis” olabilir.

Peygamberimiz bir gün ashabına müflisin kim olduğunu sorar. Onlar,7 malı ve parası bulunmayan kişiyi tarif eder. Resûlullah ise ibadetleriyle geldiği hâlde insanlara hakaret etmiş, iftira atmış, başkalarının malını yemiş ve haklarını çiğnemiş insanı anlatır. İyilikleri hak sahiplerine dağıtılır; hesabını kapatmaya yetmez.

Müslim, Birr, 59.

İnsanın parası, makamı, kalabalık çevresi olabilir. Bunların hiçbiri üzerindeki kul hakkını ortadan kaldırmaz.

Siyasetin de böyle bir iflası vardır: Seçim kazanırken güven kaybetmek, güçlenirken kendi insanından uzaklaşmak, binaları büyütürken içinde dürüstçe konuşabilen insanların sayısını azaltmak.

Fon krizi bu yüzden kuruluşta verilen ahlaki sözün bugün ne kadar bağlayıcı olduğuna ilişkin bir sınavdır. Cevabı yeni bir sloganla verilemez. Tarafsız soruşturmalarla, mağduriyetlerin giderilmesiyle, siyasi nüfuzun kazanç kapısına dönüşmesini önleyen kurallarla, liyakatle ve eleştiriyi dinleyen bir yönetim anlayışıyla verilebilir.

Yanlış yapanın kim olduğuna göre değişen adalet güven üretmez. Fedakâr insanları yalnızca seçim zamanı hatırlayan siyaset gönül bağını koruyamaz.

Erdemin ölçüsü, insanın kendi çıkarına rağmen doğruyu savunabilmesidir.

“Erdemliler hareketi” iddiasını yeniden anlamlı kılacak olan da budur.

Yirmi beş yıl önceye dönemeyiz. Ama bugün kimin yanında duracağımıza karar verebiliriz: Ayrıcalığını koruyanların mı, hakkını arayanların mı?

Bu cevap, AK Parti’nin bundan sonraki hikâyesini belirleyecek. Çünkü bir hareketin sonu, sandıkta kaybettiği gün değil, kendi içinden yükselen vicdan sesini duymamayı seçtiği gün başlayabilir.

Ve ben, yıllarca emek verdiğim bu hikâyenin son cümlesinin “müflis” olmasını istemiyorum.

Kaynak: Vakit61