Basın, Siyaset ve İnce Çizgi
Ahmet Kaya, uzun yıllardır basınla ilişkileri güçlü, diyaloğu açık isimlerden biri olarak bilinir. Ancak son dönemde bazı basın kuruluşlarının temsilcileriyle girdiği tartışmalı diyaloglar, bu olumlu algıyı zedeleyecek bir noktaya doğru evrilmiştir. Özellikle kullanılan dil ve verilen mesajlar, basın–siyaset ilişkisinde dikkatle korunması gereken hassas çizgiyi tartışmaya açmıştır.
Her basın kuruluşunun bir yayın politikası vardır. Bu politika, yalnızca haberin veriliş biçimini değil, yorumlama tarzını ve önceliklerini de belirler. Yapılan hizmetlerin çarpıtılmadan, yalan ya da iftira içermeden kamuoyuna aktarılması elbette temel ilkedir. Ancak bunun ötesinde, basının tamamen tarafsız, duygusuz ve görüşsüz olması beklenemez.
Nasıl ki Ortahisar Belediyesi kamu hizmeti sunan bir kurumdur ama onu yöneten belediye başkanının bir hizmet anlayışı, bir siyasi bakışı ve bir ideolojik duruşu varsa; basın mensupları ve basın kuruluşları da dünyaya kendi bakış açıları üzerinden bakar. Basın kuruluşları robotlar ya da makineler tarafından yönetilmiyor. O haberleri yazan, yorumlayan insanlar; onların da bir dünya görüşü, bir siyasi tercihi var.
Bu noktada, Ahmet Kaya’nın basın emekçisine şahsi emeğinden dolayı saygı duyduğunu ifade ederken, kurumsal yayın çizgisine yönelik “dikkat edin”söylerken ki mimikleriyle yanlış algılanabilecek uyarılar yapması pek şık olmamıştır. Bu tür ifadeler, ister istemez bir tehdit dili olarak okunmaya müsaittir ve basın özgürlüğü tartışmasını beraberinde getirir.
Teoride belediye başkanlarının tarafsız olması beklenir; pratikte ise siyasetin doğası gereği bunun çoğu zaman böyle olmadığı görülür. Siyaset her alanda yapılmaktadır. Basın da bu alanlardan biridir. İktidarı eleştirdiğinde “adil”, muhalefeti eleştirdiğinde “yandaş” ilan edilen bir basın anlayışı sağlıklı değildir. Asıl mesele; eleştirinin iftiraya, yorumun tehdide dönüşmemesidir.
Ajanslara gönderilen her metnin haber yapılması gibi bir zorunluluk da yoktur. Bunun dışında, maddi katkı karşılığında haber sayısının artırılması ya da reklam amaçlı içeriklerin yayımlanması sektörün bilinen bir gerçeğidir. Ancak bu tür bir iş birliğinin ardından, “verilen maddi katkıyı ifşa ederim” şeklinde bir dil kullanılması da en az diğer tarafın hatası kadar yanlıştır. Bu da etik değildir, doğru değildir.
Sonuç olarak;
Ne bir belediye başkanının röportaj yapmak isteyen basın emekçisine karşı itici tavrı,
Ne de “katkı paylarını açıklarım” tehdidi savuran bir basın kuruluşu bu süreçte doğru bir yerde durmuştur.
Dünya görüşü olmayan insan yoktur. Siyasi tercihler farklı olabilir. Yorum yapmak başka bir şeydir, iftira atmak ya da tehdit dili kullanmak bambaşka bir şey. Siyasi yorum ve politik analiz, basın kuruluşlarının özgürlük alanıdır. Bu alana müdahale edilmesi ise asla kabul edilemez.
Basın özgürlüğü ile siyasal güç arasındaki denge bozulduğunda, kaybeden yalnızca taraflar değil; kamuoyunun doğru bilgiye ulaşma hakkı olur.