Politika

Türkmenler Antalya'da neden yok sayıldı?

Muhammed Aydın Maruf Erbil Akademisyen Aktivist:Türkmenler Antalya'da neden yok sayıldı?

Muhammed Aydın Maruf
Erbil Akademisyen Aktivist

TÜRKMENLER ANTALYA'DA NEDEN YOK SAYILDI?


Antalya Diplomasi Forumu, yalnızca devletlerin değil; toplumların, kimliklerin ve bölgesel aktörlerin de görünürlük kazandığı önemli bir platformdur.

Bu tür organizasyonlar, kimin davet edildiği kadar kimin edilmediğiyle de mesaj verir. Bu nedenle Türkmeneli’nden hiçbir bakan, milletvekili ya da siyasi parti liderinin yer almaması, basit bir “program yoğunluğu” gerekçesiyle açıklanamayacak kadar dikkat çekicidir.

Bu durum, beraberinde önemli bir soruyu getiriyor: Bu eksiklik organizasyonun bilinçli bir tercihi mi, yoksa daha geniş bir diplomatik yaklaşımın sonucu mu? Forumun ana düzenleyicisi olan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, davet listelerini genellikle devletler arası dengeler, uluslararası tanınırlık ve temsil gücü gibi kriterlere göre belirler.

Ancak bu kriterlerin uygulanışı, her zaman kapsayıcı ya da adil bir temsil anlamına gelmez. Özellikle Türkmenler gibi merkezi ve güçlü bir uluslararası temsil yapısına sahip olmayan topluluklar, bu tür platformlarda çoğu zaman görünmez kalmaktadır.

Öte yandan, sorumluluğu yalnızca organizatörlere yüklemek de eksik bir değerlendirme olur. Türkmen siyasi yapılarının uluslararası alanda yeterince kurumsallaşamamış olması, ortak bir temsil dili oluşturamaması ve etkili diplomatik ağlar kuramaması da bu görünmezliğin nedenleri arasında yer almaktadır.

Uluslararası platformlarda varlık göstermek, sadece davet edilmekle değil, aynı zamanda bu daveti mümkün kılacak bir diplomatik kapasite inşa etmekle ilgilidir.

Buna rağmen, Türkiye’nin dış politika söylemi ile pratiği arasındaki mesafe göz ardı edilemez.

Tarihsel ve kültürel bağlara sıkça vurgu yapılırken, bu bağların somut temsile dönüşmemesi önemli bir çelişki doğurmaktadır. Özellikle Irak Türkmenlerinin söylemde sıkça anılıp bu tür platformlarda yeterince yer bulamaması, “öncelik verilen aktörler” ile “ihmal edilen topluluklar” arasındaki farkı daha görünür hale getirmektedir.

Bununla birlikte, forumun olumlu taraflarını da teslim etmek gerekir.

ADF’nin sevindiren yönlerinden biri, TEBA’nın ( Türkmeneli Basın Ajansı ) davet edilmiş olmasıdır. Ancak bu kapsayıcılığın daha dengeli bir şekilde genişletilmesi ve en azından birkaç Türkmen yetkilinin de davet edilmesi, temsil açısından çok daha anlamlı bir adım olabilirdi.

Bu tablo, “Türkmenler uluslararası platformlarda değersizleştiriliyor mu?” sorusunu kaçınılmaz kılmaktadır. Belki burada kasıtlı bir dışlama yoktur; ancak ortaya çıkan sonuç, fiili bir dışlanmışlık algısı üretmektedir. Oysa diplomasi yalnızca güç dengelerinin değil, aynı zamanda kapsayıcılığın da sanatıdır. Bölgedeki önemli bir topluluğun tamamen dışarıda bırakılması, forumun temsil iddiasını zayıflatmaktadır.

Sonuç olarak mesele tek boyutlu değildir. Hem organizasyonu gerçekleştirenlerin daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi hem de Türkmen siyasi aktörlerin uluslararası alanda daha örgütlü, görünür ve etkili hale gelmesi gerekmektedir.

Aksi halde bu tür eksiklikler, bir etkinliğin detayı olmaktan çıkıp daha derin bir temsil sorununun göstergesi olmaya devam edecektir.